Ana Sayfa Forumlar Üye Ol! Siteler Hesabınız Çıkış İletişim
~Menü~
Menu
Ana Menü
Peygamberimiz

»Doğumu
»Hayatı
»Miracı
»Vefatı
»Hicreti
»Duaları
»Zevceleri
»Nasihatleri
»Veda Hutbesi
»Mübarek İsimleri
İlmihal Bilgileri

»Namaz
»Oruc
»Hacc
»Zekat
»32 Farz
»54 Farz
»Teravih Namazı
»Cuma Namazı
»Teyemmüm Abdesti
»Namaz Kılınışı
»Abdest Alınışı
»İslamda Kadın
Veda Hutbesi
Veda Hutbesi
Veda Hutbesi Video

 

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

 

Ziyaretçi Defteri
1:selam il... (ibrahim canpolat)
2:s.a. (eslemsu)
3:Sitemize... (Gulibahce)
4:Selamün ... (Gulibahce)
5:Selamün ... (Gulibahce)

[ Tüm Mesajlar ]
Esma-ül Hüsna


"O, yaratan, var eden, sekil veren Allah'tir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun sanini yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Hasr-24)"


ALLAH
(Varligi zorunlu olan ve bütün övgülere layik bulunan zatin özel ve en kapsamli adi)


RAHMÂN
(Bagislayan, esirgeyen)


RAHÎM
(Aciyan, esirgeyen)


MELIK
(Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi)


KUDDÛS
(Her eksiklikten münezzeh)


SELÂM
(Esenlik veren)


MÜ'MIN
(Güven veren, vaadine güvenilen)


MÜHEYMIN
(Kainatin bütün islerini gözetip yöneten)


AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)


CEBBÂR
(Iradesini her durumda yürüten, yaratilmislarin halini iyilestiren)


MÜTEKEBBIR
(Azamet ve yüceligini izhar eden))


HÂLIK
(Takdirine uygun bir sekilde yaratan)


BÂRI'
(Bir model olmaksizin canlilari yaratan)


MUSAVVIR
(Sekil ve özellik veren)


GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahlari bagislayan)


KAHHÂR
(Yenilmeyen, yegane galip)


VEHHÂB
(Karsilik beklemeden bol bol veren)


REZZÂK
((Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren)


FETTÂH
(Iyilik kapilarini açan, hakemlik yapan)


ALÎM
(Hakkiyla bilen)


KÂBID
(Rizki tutan, canlilarin ruhunu alan)


BÂSIT
(Rizki genisleten, ruhlari bedenlerine yayan)


HÂFID
(Alçaltan, zillete düsüren)


RÂFI'
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MUIZ
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MÜZIL
(Alçaltan, zillet veren)


SEMI'
(Isiten)


BASÎR
(Gören)


HAKEM
(Son hükmü veren)


ADL
(Mutlak adalet sahibi, asiriliga meyletmeyen)


LATÎF
(Yaratilmislarin ihtiyacini en ince noktasina kadar bilip sezilmez yollarla karsilayan)


HABÎR
(Her seyin iç yüzünden haberdar olan)


HALÎM
(Acele ile ve kizginlikla muamele etmeyen)


AZÎM
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


GAFÛR
(Bütün günahlari bagislayan)


SEKÛR
(Az iyilige çok mükafat veren)


ALÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


KEBÎR
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)


MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)


HASÎB
(Kullarina yeten, onlari hesaba çeken)


CELÎL
(Azamet sahibi)


KERÎM
(Fazilet türlerinin hepsine sahip)


RAKÎB
(Gözetleyip kontrol eden)


MÜCÎB
(Dileklere karsilik veren)


VÂSI'
(Ilmi ve merhameti herseyi kusatan)


HAKÎM
(Bütün emirleri ve isleri yerli yerinde olan)


VEDÛD
(Çok seven, çok sevilen)


MECÎD
(Sanli, serefli)


BÂIS
(Ölümden sonra dirilten)


SEHÎD
(Her seyi gözlemis olarak bilen)


HAK
(Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)


VEKÎL
(Güvenilip dayanilan)


KAVÎ
(Her seye gücü yeten, kudretli)


METÎN
(Her seye gücü yeten, kudretli)


VELÎ
(Yardimci ve dost)


HAMÎD
(Övülmeye layik)


MUHSÎ
(Her seyi tek tek ve bütün ayrintilariyla bilen)


MÜBDI'
(Ilkin yaratan)


MUÎD
(Tekrar yaratan)


MUHYÎ
(Can veren)


MÜMÎT
(Öldüren)


HAY
(Ebedi hayatta diri)


KAYYÛM
(Her seyin varligi kendisine bagli olup kainati idare eden)


VÂCID
(Diledigini diledigi zaman bulan bir müstagni)


MÂCID
(Sanli, serefli)


VÂHID
(Bölünüp parçalara ayrilmamasi ve benzerinin bulunmamasi anlaminda tek)


SAMED
(Arzu ve ihtiyaçlari sebebiyle herkesin yöneldigi ulular ulusu bir müstagni) 


KÂDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKTEDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKADDIM
(Öne alan)


MUAHHIR
(Geriye birakan)


EVVEL
(Varliginin baslangici olmayan)


ÂHIR
(Varliginin sonu olmayan)


ZÂHIR
(Varligini ve birligini belgeleyen birçok delilin bulunmasi açisindan asikar)


BÂTIN
(Zatinin görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açisindan gizli)


VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)


MÜTEÂLÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


BER
(Iyilik eden, vaadini yerine getiren)


TEVVÂB
(Kullarini tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)


MÜNTAKIM
(Suçlulari cezalandiran)


AFÜV
(Hiçbir sorumluluk kalmayacak sekilde günahlari affeden)


RAÛF
(Sefkatli)


MÂLIKÜ'L-MÜLK
(Mülkün sahibi)


ZÜ'L-CELÂLI ve'l-IKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)


MUKSIT
(Adaletle hükmeden)


CÂMI'
(Toplayip düzenleyen, kiyamet günü hesaba çekmek için mahlukati toplayan)


GANÎ
(Her seyden müstagni, kendi disinda her sey O'na muhtaç)


MUGNÎ
(Zenginlik verip tatmin eden)


MÂNI'
(Dilemedigi seyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü seylere engel olan)


DÂR
(Zarar veren)


NÂFI'
(Fayda veren)


NÛR
(Nurlandiran, nur kaynagi)
 
 


HÂDÎ
(Yol gösteren, murada erdiren)


BEDÎ'
(Esi ve örnegi olmayan, sanatkarane yaratan)


BÂKÎ
(Varliginin sonu olmayan)


VÂRIS
(Varliginin sonu olmayan)


RESÎD
(Bütün isleri isabetli ve hedefine ulasici, irsad edici)


SABÛR
(Çok sabirli)

ALLAH c.c En Güzel Isimleri

Teravih namazı
Teravih Namazının Kaç Rek’at Olduğu
 
 Teravih  ramazan ayına mahsus
bir gece namazıdır. Yatsı namazından sonra kılınır. Kadın erkek her müslüman
için sünnet-i müekkede bir namazdır. Kılınmadığı takdirde kazası gerekmez. tek
başına kılınabildiği gibi cemaatla kılınması kifai sünnettir. peygamberimiz
cemaatla namaz kılmaya olan iştiyakına rağmen farz namazları dışında sadece
teravih namazını cemaatla kılmışlardır. (1)


 
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)
bu namazın kılınmasını ümmetine tavsiye ve teşvik  etmişlerdir: “Kim inanarak ve
sevabını umarak Ramazan namazını kılarsa geçmiş günahlarından bir kısmı
bağışlanır.”  (2)  buyurmuşlardır.


 Buhari teravihin önemine
binaen bu hadisi “nafile olan  Ramazan Namazını kılmak imandandır” başlığı ile
açtığı bir babda zikretmiştir.(3)


 Toplumumuzda her kesimin
ilgisini çeken bu çok sevimli ve ruhlara ferahlık veren neşeli ibadetimiz
ülkemizde büyük bir huşu ve huzur içerisinde yerine getirilmekte toplumumuzda
birlik beraberliği ve uzlaşıyı da beraberinde getirmektedir.


 Teravih namazını ilk olarak
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir ramazan gecesi ashabı ile birlikte
kılmışlardır. Ertesi gün duyulunca cemaat artmış yine teravih namazı beraber
kılınmıştı. Üçüncü gece cemaat daha da çoğalmış yine Rasullüllah hanesinden
çıkıp teravih namazını ashabıyle kılmışlar ancak dördüncü gece cemaat mescide
sığmayacak derecede çoğalınca Peygamberimiz yalnız yatsı namazını kıldırarak
hanesine çekilmiş teravih namazı için çıkmamış ve sabah namazına kadar bekleyen
cemaata namazdan sonra “teravih için beklediğinizi biliyordum  fakat üzerinize
farz olur da edasından aciz kalırsınız diye korktum.” (4) buyurmuştur. O günden
sonra herkes teravih namazını evinde veya mescidde kendi kendine kılmaya devam
etmiştir. Hz.Ömer devlet başkanlığı sırasında teravih namazı kılmadaki
dağınıklığı görmüş bunu önlemek için cemaati bir imam arkasında  toplayıp tekrar
cemaatla kılmanın daha hoş olacağını arkadaşlarına söylemiş ve ashabın ileri
gelen hafızlarından U’bey İbn-i Kâ’bı imam tayin ederek teravih namazının
cemaatla kılınmasını başlatmıştır. Hz.Ömer halkın dini bir vecd ile namaz
kıldıklarını görünce “bu ne güzel bir adet oldu” diye sevincini belirtmiştir.
Gerçi teravih namazı zamanı saadette vardı. Birkaç gece de olsa bizzat
Rasulüllah’ın beraberinde cemaatla kılınmıştı. Dinde olmayan birşey dine
sokulmamıştı.  Bu bakımdan Hz.Ömer’in “şu ne güzel bir bid’at oldu” sözündeki 
bid’at ifadesi dinde olmayanı dine sokma anlamında değildir. Belki cemaatla
kılınmasının yeniden ihdas edilmiş olması anlamındadır. Bunun da bir sakıncası
yoktu. Çünkü Hz.Peygamber farz sayılacağı endişesiyle teravihin cemaatla
kılınmasını bırakmıştı. Onun irtihalinden sonra artık böyle bir endişe de
kalmamıştı. Teravihin tekrar cemaatla  kılınması şariin maksadına aykırı
değildi.

 Nitekim bilahire Hz.Ali
(r.a.) da bu namazı teşvik etmiş ve “Ömer mescidlerimizi teravihin feyziyle
nurlandırdığı gibi Allah’da Ömer’in kabrini öyle nurlandırsın” diye
memnuniyetini belirtmiştir.


 Hz.Ömer zamanındaki cemaatla
kılınan  teravihin kaç rek’at olduğu hakkında iki rivayet vardır:  Vekî’ın malik
İbn Enes’den onun da yahya İbn Sa’d’dan rivayetine göre Hz.Ömer görevli birisine
cemaatına yirmi rek’at kıldırmasını emretmişti.(5)


 Hz.Aişe’den  Hz.Peygamber’in
ramazanda ve sair gecelerde, bir rivayette onbir, diğer rivayette onüç rek’attan
fazla namaz kılmadığı hakkındaki sahih rivayete ilaveten Hz.Ömer’in de
Muvatta’daki rivayete göre onbir rek’at kıldırması için U’bey İbn Kâ’b’a emir
verdiği hakkındaki rivayetleri karşısında Beyhakî’nin Said İbn Yezid’den Hz.Ömer
döneminde teravihi yirmi rek’at kıldıklarına dair rivayetini İmam Nevevî  te’lif
etmiş ve Hz.Ömer’in onbir rek’at emri, döneminde ilk kılınan teravih gecelerine
aitti. Sonra teravih yirmi rek’at olarak yerleşmişti. Şimdiye kadar
devamedegelen de budur. “(6)  demiştir.


 Teravih namazının asrı

saadette ve ondan sonraki dönemde rek’atlarının adedi hususunda daha geniş
malumat edinebilmek ve sağlıklı bir sonuca kavuşmak için Allame Bedreddin
Aynî’nin Umdetü’l-kârî  isimli eserindeki malumata kısaca bir göz atma
ihtiyacını duymaktayız.


 Bu İslâm aliminin verdiği
bilgiye göre Resûuli Ekrem’in gece namazının gerek kemiyet ve gerek keyfiyeti
hakkındaki  haberleri Hz.Aişe ile İbn-i Abbas’tan başka daha birçok sahabiden
gelmektedir. Bu husustaki rivayetlerin özeti şunlardır:


 Tirmizi ‘nin Medine’lilerin
uyguladıklarını söylediği teravih namazı vitirle birlikte kırkbir rek’attır.
 


 İmam Mâlik’den meşhur olan
otuzaltı rek’at teravih, üç de vitir’dir....

 


 Tirmizi ekseri ilim ehline
göre teravih yirmi rek’attır, zira   Hz.Ömer, Hz.Ali (r.a.) ve daha başka
sahabilerden rivayet edilen de budur. Bizim Hanefi ekolünün görüşleri ve sözleri
de budur.......demiştir.

 


 Saib İbn Yezid’den Ömer İbn-i

Hattab’ın U’bey İbn-i Kâ’b ile temimi Dari’ye ramazan imamlığı verirken yirmi
bir rek’at kıldırmalarını söylediği yüzer âyet okunarak kılınan bu namazdan
cemaat dağılırken nerdeyse tan yeri ağaracağı rivayet edilmiştir.

 


 İbn-i Abdilberr demiştir ki
Haris İbn-i Abdirrahman İbn-i Ebî Zübab’ın Saib İbn-i Yezid’den rivayetine göre
de teravih namazı Hz.Ömer zamanında yirmiüç rek’attı. Bunun üçü vitir namazıydı.
 


 Hz.Ali’den gelen bu husustaki
rivayete gelince Vekî’in, Hasan İbn-i Salih kanalıyla Ebu’l Hasna’dan, gelen
rivayetine göre de Hz.Ali  görevli bir adama teravih namazını yirmi rek’at
kıldırması için emir vermişti.....

 


 A’meş, Abdullah İbn-i
Mes’ud’un da ramazan ayında yirmi rek’at teravih üç de vitir kıldığını
söylemiştir.


 Bedreddin Ayni Tabiinden  bu
görüşte olanların isimlerini de verdikten sonra diyor ki İbn-i Abdilberr de
demiştir ki cumhur-i Ulema’nın kavli de budur. Kufe uleması, İmam-ı Şafii’yi ve
birçok fukaha da bu görüştedirler.  Sahabe’den bu hususta bir ihtilaf da
sözkonusu olmamıştır. U’bey İbn-i Kâ’b’dan sahih nakledilen de budur.


 Allame Aynî  teravih
namazının rek’atlarıyle ilgili başka rivayetlere de şöyle temas etmektedir:
 


 Ebu Mucliz’den gelen rivayete
göre bu zat cemaata onaltı rek’at kıldırır her gece kur’an’ın yedide birini
okurdu.....


 Teravihin onüç rek’at
olduğunu Saib İbn-i Yezid söylemiştir ve demiştir ki: Biz Hz.Ömer zamanında onüç
rek’at kılardık. Ama yeminle söyliyeyim ki mescidden ancak sahaba karşı
çıkabilirdik.  Her rak’atında elli-altmış âyet okunurdu. İbn-i İshak diyor ki,
bu hususta duyduklarımın en sağlamı ve uygunu budur.


 Bedreddin Aynî bu onüç rek’at
Hz.Ömer’in döneminde işleme koyduğu ilk gecelere ait teravih namazıydı. Sonra
bunu yirmi üç’e çevirmişti, diyor. (7)


           Bu hususta İbn-i
Ebî Şeybe’nin el-kitab-ül Musannefinde: Hz.Ömer yirmi rek’at teravih kılınmasını
emrettiği tasrih edilmiş, Abdülaziz bin Refîin U’bey bin Kâ’b’ın ramazanda
Medinede yirmi rek’at teravih, üç rek’at da vitir kıldırdığını söylemiştir.(8)
 


 Saib bin Yezid diyor ki biz
Hz.Ömer zamanında yirmi rek’at teravih ve ayrıca vitir kılardık. Nevevi Hûlâsada
bunun isnadı sahihtir. diyor. Muvattadaki onbir rek’at rivayeti başlangıca
aitdi, sonradan yirmi üzerinde istikrar etmiştir, tevarûs eden de budur...(9)
 


 
Mezhep İmamlarının görüşüne
gelince:


 İmam Malik’den otuz altı
rivayetine karşılık  öteki üç mezhep imamı da teravih için yirmiden noksan bir
sayıyı  benimsememişlerdir.  Bu hususta Tahavî Cessas’ın telhîs ettiği
“İhtilâf’ü Ulema” isimli eserinde bu hususda sadece şu bilgiyi vermiştir.
 


 Hanefiler ve İmam Şafiî
vitirden başka yirmi kılınır. demişlerdir.

 İmam Malik  vitirle beraber
otuz dokuz kılınır, otuz altısı teravih üçü vitirdir demiş. Ve insanların
kadimden uygulayageldikleri budur. diye de ilave etmiştir.


 Saib İbn-i Yezid Hz.Ömer
zamanında biz ramazanda yirmi kılardık. Fakat yorulur değneklere dayanma
ihtiyacı duyardık demiştir.


 Hasan İbn-i Hayy, Amr İbn-i
Kays’dan, o da Ebul Hasna’dan rivayet etmiştir ki: Hz.Ali (r.a.) bir kişiye
ramazan da cemaata yirmi rek’at kıldırmasını emretmiştir.(10)


 İbn-i Rüşd bu hususta şu
bilgiyi veriyor: Ramazanda kılınan namazın rek’atları sayısında Alimler ihtilaf
etmişlerdir. İmam-ı Malik iki görüşünün birinde, Ebu Hanife, İmam Şafii ve İmam
Ahmed ve Davud bu namazın vitir namazından başka yirmi rek’at olduğunu
söylemişlerdir. İmam Malik’den İbn-i Kasım’ın anlattığına göre İmam Malik,
teravihin otuz altı, vitir namazının da üç olduğunu ve bunu güzel  gördüğünü
nakletmiştir.


 Rek’atların adedindeki
ihtilaf bu husustaki naklin ihtilafına bağlıdır. Şöyleki Malik, Yezid İbn-i
Ruman’dan Hz.Ömer zamanında insanlarımız yirmi üç rek’at kılırlardı diyor.
 


 İbn-i Ebi Şeybe Davud İbn-i
kays’dan tahricine göre davud İbn-i kays demiştir ki insanlarımız Ömer İbn-i
Abdülaziz ve Eban İbn-i Osman zamanında Ramazanda Medine’de üç rek’at vitir
namazı olmak üzere otuz altı rek’at namaz kılarlardı.


 
İbn-ül Kasım’ın İmam
Malik’den anlattığına göre ötedenberi uygulanagelen bu idi. Yani ramazan namazı
otuzaltı rek’attı.(11)


 İLK TERAVİH

 Peygamberimizin ashabına
kıldırdığı ilk teravih namazından bahseden muteber hadis kaynaklarının
verdikleri hadislerde teravih namazının rek’atları ile ilgili bir sayı yoktur.
Bu sayı, Hz.Aişe’den rivayet edilen, Peygamberimizin gece namazları hakkındaki
varid olan soruya Hz.Aişe’nin verdiği cevapla tesbit edilmeye çalışılmıştır.
Hz.Aişe’den Rasulüllah’ın ramazandaki gece namazından sorulduğunda Hz.Aişe
“Rasulüllah (s.a.v.) ne ramazanda ne de ramazandan başka gecelerde onbir rek’at
üzerine ziyade etmiş değildir.” (12)   karşılığını vermiştir.  Başka bir
rivayette bu sayı onüç rek’at olarak hadiste yer almıştır. (13)


 Ancak Hz.Aişe’nin
Hz.Peygamberin gece namazları ile ilgili belirttiği bu sayının kesin olarak
teravihle ilgili olduğu  şüphelidir.  Zira Hadisin Sûret-i Sevkinden de
anlaşılıyor ki Rasulüllah’ın devamlı kıldığı bir gece namazı vardı. Acaba
ramazan münasebetiyle her ibadetinde olduğu gibi Peygamberimizin bu namazında da
bir değişme, bir artış olur muydu? şeklinde bir yaklaşımla sorulmuş olabileceği
variddir. Hz.Aişe’nin, Rasulüllah’ın gece namazını övmesinden de anlaşılıyor ki
soru sadece ramazandaki bu gece namazı hakkında idi.  Hz.Aişe soranın bir
şüphesi kalmasın diye Rasulüllah’ın hem ramazandaki hem de ramazandan başka 
gecelerdeki namazını kapsayacak şekilde cevap vermiştir.(14)  Hz.Aişe’nin bu
cevabî cümlelerinde teravih namazını veya kıyam-ı Ramazanı iş’ar eden bir tasrih
ve tabir de yoktur. Ayrıca Hz.Aişe’ye bu soru ne zaman sorulmuştur? sorunun
sorulduğu günlerde teravih namazı biliniyor muydu? Hz.Ebu Zerr-i ElGıfari diyor
ki Rasulüllah’ın ilk olarak ashabıyla kıldığı teravih namazı o yılın ramazanının
yirmiüçüncü, yirmidördüncü, yirmibeşinci, gecelerinde idi. Demek ki o güne kadar
böyle bir namazı henüz kimse bilmiyordu. Rasulüllah’ın gece namazları hakkında
sorulan bir soruya Hz.Aişe’nin cevabı ilk teravih namazından önce miydi,
sonramıydı? Bu sorunun cevabını tam olarak verebilmemiz için, Buhari’nin bu
hadisi teravih hakkında açtığı babda zikretmesinden başka elimizde natık bir
delil yok gibidir.


 Nasslardaki şumûllülük,
konusunda kesin hüküm ifade edemiyeceğine bakılırsa sadr-ı İslâmda teravih
namazı sekiz rek’attı. diye kesip atmanın isabetli olmayacağı anlaşılır.
 


 Fakat şu bir gerçektir ki:
Hz.Ömer döneminde başlayıp, Hz.Ali ve Hz.Osman dönemlerinden beri İslâm aleminde
teravihin yüzyıllarca yirmi rek’at olarak kılanagelmesi onu, böylece bütün İslâm
toplumunun üzerinde ittifak ettiği bir üne ve özelliğe kavuşturmuştur ki
Rasulüllah, ümmetinin yanlış bir iş üzerinde toplanmıyacağını bildirmiştir.(15)
 


 İmam Ebu Yusuf, üstadı Ebu
Hanife’den, teravih namazının hükmünü ve Hz.Ömer tarafından ne gibi bir delile
istinad edilerek bu namazın yirmi rek’at olmak ve cemaatle eda edilmek suretiyle
ortaya konulduğu sormuştu. İmam A’zam, cevaben demişti ki: Teravih namazı hiç
şüphesiz bir sünnet-i müekkededir. Hz.Ömer bu namazın cemaatla yirmi rek’at
kılınması ne kendi ictihadıyle ne de sırf kendi düşüncesinden çıkartmıştır. O,
Asr-ı Saadette carî olmayan bir din meselesini ihdas edip ortaya koyan bir
bid’atçı değildir. Elbette Hz.Ömer bunu kendisine malum olan dinin bir asıl
kaynağına ve Rasullüllah’ın bir tavsiyesine dayandırmıştır.(16)


 Hakkı batıldan, sünneti
bid’atdan ayırmak hususunda müstesna kudreti ve din hususunda üstün deredeki
dikkati, isabetli görüş ve ictihadı, müsellem olan Hz.Ömeru’l-Faruk şer’i bir
konuda kaynak olmaya değer bir kabiliyettir. Bu bakımdan gerek Hanefi fukahası,
gerek Şafii fukahasının büyükbir kısmı teravih namazının yirmi rek’at olarak
sünnet kılındığını söylemişlerdir.(17)


 Görüldüğü üzere Hz.Ömer,
Hz.Ali ve Hz.Osman dönemlerinden başlıyarak günümüze kadar uygulandığı biçimiyle
teravih namazı yirmi rek’attır. Bütün fıkıh kaynaklarımızda da teravih yirmi
rek’at olarak ele alınmış ve işlenmiştir. Şu anda başta ülkemiz olmak üzere
bütün İslâm ülkelerinin camilerinde cemaatla teravih namazı yirmi rek’at olarak
kılınmaktadır. Bu mübarek rahmet ayında büyük bir zevk ve iştiyakla,
kadını-erkeği, genci-yaşlısı, hatta çoluk-çocuğu ile tam bir kaynaşma, sevgi,
saygı, huzur ve sükun içerisinde dolup taşan mabetlerimizde eda edilen bir
ibadetimizin rek’at sayısını tartışma konusu yaparak toplumumuzda dine karşı
şüphe uyandırmak ve toplumumuzu sebepsiz yere bir fikir kargaşasına sürüklemek
iyi niyetli hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Aksine yokyere  toplumumuzda
tedirginlik, huzursuzluk ve sitresin artmasına sebep olur ki, bu  ibadetlerin
ruhuna da aykırıdır.

 
Web sitemiz PHP-Nuke (© 2004) kodlarina sahiptir.
Tema Desing Mavimsn.Com Coşkun